“Derda artık on bir yaşında değildi. Bu yüzden, cesetleri taşımak için kesmek zorunda kalmadı.”

İki yaralı beden,

İki yaralı ruh…

Birbirleri için tam kırk yıl acının yağında kavrulacaklar,

Dayanma noktalarının son demlerine kadar.

Derdâ ve Derda.

On birinden on altı yaşlarına kadar şiddetin her türüyle sınanacaklar.

Sadizm, mazoşizm, çocuk pornosu, cinayet, tarikat, cemaat, kaçakçılık, gasp, uyuşturucu…

Doğunun kanla yıkanmış sokaklarından,

Batının ihtişamıyla görüşü engelleyen yanıltıcı gökdelenlerine;

Ev sahipliğini çürümüş, kokuşmuş cesetlerin yaptığı çiçek tarhlarından,

Tutunamayanlar’la Oğuz Atay’a varan, acının belinden vurmuş iki yaşamın öyküsü.

İki yürüyen ölünün kirletilmiş hayatlarından geriye kalanlarla, sona değil başlangıca varışları.

Birbirlerine…

Derdâ on bir yaşında okulundan alınır, bir tarikat şeyhinin oğluyla zorla evlendirilir. On altısına kadar yaşayacağı cehenneme adımını atmış olur böylece. Hem de ne cehennem…

Derda on bir yaşında hapisteki bir gaspçının oğludur. Mezarlık çocuğudur Derda, Derdâ ile de yolları bir mezarlıkta kesişir yine…

Hakan Günday’ın 2011’de Doğan Kitap’tan çıkan romanı “AZ” için yılın romanı demek az bile olur. Şiddetin romanı diyebileceğimiz “AZ” insanı kendisinden iğrendirebilecek tüm gerçekleri gözünüze sokuyor. Bir kere okumaya başladığınızdaysa; kaçmak için çok geç olacak. Belki hiçbir satırına, hiçbir kelimesine inanamayacaksınız ama okurken her anında ne acı ki bileceksiniz gerçeği; bunlar oluyor, yaşanıyor bu harcanmış hayatlar. Türkiye’de, dünyada ve kimse bir şey bilmiyormuş gibi yürüyor, devam ediyorlar yollarına. Nereye gidiyorsa o yol da…

“Diyebilirsin ki, bir insanı, fotoğraflarından ve hakkındaki haberlerden ne kadar tanıyabilirsin? Haklısın. Belki de çok az… O zaman şöyle demeliyim: Seni az tanıyorum… Az…”

İlgili Yazılar